(*) Linux’çılar üzerinize alınmayın Konqueror ve Firefox’a devam…
Duymayanınız kalmamıştır, Google geçen günlerde Chrome isimli tarayıcısını duyurdu, cümle alem bayram etti. Benim tam da bu noktada (yine) söyleyeceklerim var. Bir google despotizmidir gidiyor, daha önce Microsoft için söylediklerimi bu kez de google için söylemek gereksinimi doğdu ama bu sınır-tanımaz lümpence büyüme güdüsü Google ya da Microsoft yöneticileriyle ilgili bir şey değil de kapitalizmin kendi ruhundan mıdır bilemedim (sanırım öyle :P).
Google’ın en iyi olduğu alan arama hizmetleri ve bana kalsa bu alan dışında yapacakları google’ı kısa vadede büyütür, ama uzun süreçte batırır, batırmasa da süründürür. (bkz: Microsoft, neye elini atsa kurutuyor)
Sağolsun opensource camiası ve Mozilla sayesinde Internet explorer ve Microsoft’un vahşi tekeli kırıldı. Bunu Mozilla’dan başka kim yaparsa yapsın doğru bulmamamın sebepleri var. Tamam, web 3.0 gibi gelecek nesil internette tarayıcıların çok büyük önemi olacak bu su götürmez bir gerçek. Ancak kullanıcı bilgilerinin korunması kapsamında ben tarayıcı üreticisinin tamamen Mozilla gibi vakıf ya da dernek-vari bir yapıda olması gerektiğine inanıyorum. Microsoft Internet Explorer (kapalı kaynak) aracılığıyla kendi ürünlerini pazarlıyordu, Apple Safari (kısmi olarak açık kaynak) üzerinden iTunes ve Quicktime dağıtıyor, Google’ın yapacağı da “yeni bir dayatma” kültüründen öte değil. Google map pazarlayacak, Trends satacak, Chat satacak, Reklam satacak, Email pazarlayacak, Spreadshet ve Docs pazarlayacak … Liste uzar da gider.
Chrome’un öyle aman aman bir özelliği de yok ya, Google renk teması var işte efendime söyleyim tab çubuğu ykarıda, bu kadar… başka da bir numarası yok… Benzer sahtekarlıklar Safari için de geçerli…
Google Chrome da Apple Safari gibi WebKit tabanlı (Google Chrome üstüne bir katman daha çıkıp Chrome motorunu kullanıyor, ölme eşek ölme). Bu noktada gerçekten şu soruları sormak gerekiyor diye düşünüyorum. Eyvallah WebKit apple zihniyetli, başarılı bir açık kaynak(?)lı tarayıcı, tamam. Lakin WebKit bu başarıyı kendi kendine yapmış değil, Google ve Apple’ın bu stratejilerinin arkasında dervişane bir açık kaynak yazılım grubu yatıyor: meşhur Linux masaüstü platformu KDE. WebKit aslen KDE yazılımcalarının ürettiği K-HTML motorunu kullanıyor. Eee nolmuş diyeceksiniz: Safari ve Chrom’un yeni bir sürüme ulaşabilmesi için WebKit’in, WebKit’in yeni bir sürüme ulaşması için KDE grubunun KHTML motorunun yeni bir sürümünü yayınlaması gerekiyor. Suyunun suyunun suyu… ha illa da KHTML engine kullanacaksanız (hızlı mızlı falan) iyisi mi hem Windows üzerinde hem de Mac üzerinde ne Safari ne Chrome kullanın, direk ilk elden WebKit kullanın daha iyi… (Linux kullanıcıları neden Linux için WebKit yok diyecekler: aynısının tıpkısının ilk elden orjinali var Konqueror)
Benim görüşüm yine tarayıcı sektöründe en avantajlı konumu elinde bulunduran grup mozilla (Açık kaynak sen nelere kadirsin :). Opera da bana hiç güven vermiyor, neden kaynak kodu kapalı tutmakta bu kadar ısrarlılar anlayabilmiş değilim, neredeyse Internet Explorer bile açık kaynak olacak (şaka şaka :p).
Belki çok sular akacak Firefox yine %1 olacak , Internet Explorer Web Standartları ve Motor olarak çok iyi olacak, Google Chrome ve Apple Safari Microsoft’tan pazar kemirecek ama uzun vadede ben şahsen yine Firefox ve Mozilla diyorum: çünkü bana pazarlayacağı paralı bir modülü yok, bilgilerimin III. parti kurum ve kuruluşlara gitme ihtimali yok, üstüne üstlük eklentileriyle ve uluslararası dil desteğiyle herkes için çok cazip.
Google Chrome ya da Apple Safari’nin piyasada olmasının bana göre tek anlamı var, kurumsal (başta bankacılık ve elektronik olmak üzere) pazarda Mozilla’nın yapamadığını yapmak. IE 6 için tepinmekten ben de sıkıldım. Safari ve Chrome bu alanda şanslılar, bunu yapabilirler… Başka da birşey beklemem…
Internet Explorer, Safari ve Chrome’un bilgilerime ne yapacağı belli değil, hangi deneyde kullanacak hangi istatistik raporuna maymun edecek beni belli değil. Bu yazılımlar hata verip kapanınca nereye kaçacağımı şaşırıyorum (Google Chrome bir hata sonucu sonlandırıldı: hata raporu Google’a iletilsin mi: Hayır! hayır! hayıırr!!, Cancel Ctrl-Alt-Del, format C:, Shutdown, power offfffffhhhşş…)
Uzun zamandır bahsetmek istediğim bir konuydu bu, daha yeni toparlayıp yazma fırsatı bulabiliyorum.
Bu makale boyunca “güvenlik”ten kasıt virüs, trojan v.b. yazılımsal haşerelerden korunmak değil, kişisel bilgilerinizin korunabilmesidir. Virüs ve haşerelerle mücadele başka bir makale konusudur.
Özellikle Türkiye’de kurum ve kuruluşlara güvenin çok düşük düzeylerde olduğunu biliyorum, bir çok istatistik ve araştırma kurumu da bunu destekliyor, ha siz çok güveniyorsanız bu kurumlara, güvenmeye devam edin tabii ki, ama her zaman eşeği sağlam kazığa bağlamakta fayda var. (Eğer Çatlı ya da Yeşil değilseniz bu yazıyı okumaya devam edebilirsiniz, Çatlı ve Yeşil siz çıkın çucuum, sınıfın huzurunu bozyonuz, siz zaten “güvenli”siniz)
Yaklaşık 4 senelik bir çalışmanın ardından Python tabanlı web framework Django niha sürümüne erişiyor. Django kullanıcıları ve geliştiricileri bu sürüm için parti hazırlıklarını hızlandırdı. Türkiye’de de böyle bir parti yapalım desek gelen olmaz ya hani. Django, 6 Eylül’de djangoproject.com adresinden duyurulacak (6 Eylül aynı zamanda benim de doğum günüm, hayırlara vesile olsun, ne diyelim :)
Bahçeçehir Üniversitesi etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen RIA Talks Istanbul 2008, 8-9 Ağustos tarihlerinde Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş kampüsünde gerçekleştirilecek.
Türkiye’de çok nadiren düzenlenen bu tür etkinlikleri kaçırmamanızı tavsiye ederim, ben de 8-9 Ağustos tarihlerinde bu etkinlikte olacağım.
Web 2.0, RIA, Erişilebilirlik, Kullanılabilirlik, İletişim, Proje Yönetimi, e Marketing, Ar-ge, Fon ve Kaynak Kullanımı, Bireysel Gelişim, Telekom (BroadBand), e-Medya, E-devlet, Mobil 2.0 - 3G, Video İçerik gibi kavsamsal sunumların yanısıra Flex, AIR, Flash Lite, Flash Media Server, ActionScript, BlazeDS, LiveCycle DS, ColdFusion, JavaFX, PHP, AJAX, Javascript Frameworkleri, OpenLazslo, Graills, Red5, Ubuntu, i18n gibi konularda da eğitsel sunumların yer alacağı etkinliğe katılım ücretsiz. RIA Talks Istanbul aynı zamanda Türkiye’nin ilk internet üzerinden canlı yayın yapan etkinliği olacak.
Katılımcı şirketler arasında Adobe, Microsoft, Bilkom, Google, IBM, O’reilly, Intel, Türk Telekom, Tubitak ve Turkcell gibi kurum ve kuruluşlar da katılıyor,
Ayrıntılı bilgi ve katılım için www.riatalks.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
Stüdyo Live’da yapılan 400 saniye gösterimlerinde de yine giyilebilir bir çalışmayla tanışmış oldum.Proje şu şekilde işliyor: Googlenews’den RSS ile alınanan politik haberler analiz edildikten sonra bir grafik/desen elde ediliyor, bu görsel örme makinesinde işleniyor.
Proje Mahir M Yavuz ve Ebru Kurbak’a ait.
ParkaLinç kadar agresif bir çalışma olmasa da gündelik yaşamda politikanın anlamlarını bir kazak örgüsüne indirgeyerek kendine özgü bir tavır da oluşturuyor.
Oldum olası başta baş belası Dreamweaver olmak üzere (ki bu konuyu hiç açmayın) WYSIWYG editörlerden hoşlanmadım, kullanmadım. Kodlamak, çizmekten hep daha cazip, daha keyifli, daha öğretici ve daha kolay geldi.
Ben de şimdiki zamanın bir çok profesyonel web geliştiricisi gibi ilk gözağrım Allaire Homesite ile web geliştirmeye başladım çok yakın bir zamana kadar da kullanmaya devam ettim, ama artık kullanmamam için envai çeşit nedenim var.
Bilhasa ecnebi uygarlıklardan devşirme her teknolojik gelişme gibi web 2.0′ın da caaanım memleketmisde yanlış anlaşıldığını düşünmeye başladım, başlattılar yani…
Madde madde bir üzerinden geçeyim,
Ne değildir?
Yarı şeffaf, jelibon (daha entelektüel durması için cam deniyor, aman haa) görüntülü butonlar değildir, Mac butonları değildir, kafam kadar iki butondan oluşan sayfalar hiç değildir,
Bütün sayfanın, bir yaprağın kılcal damar, hücre ve bilimum mikro-mahrem yerlerini alanen gösterebilecek kadar yüksek rezulasyonlu fotoğraflarından oluşması değildir,
Sırf insanlar kaynaşsın, kendini dahil hissetsin diye her sayfanın altına “yorum ekleme” formu yerleştirmek değildir,
Minimal olsun sade olsun diye işe yarayan bütün içerik ve cross-linklerin canına okumak değildir,
Patlıcan değildir,
Her sayfaya “loading” ibaresi, akabinde buna itafen hazırlanmış animated-gif dosyaları koymak değildir,
“Sen bana link ver, ben de sana, sonra teknokrati’den frekanslarımıza bakalım” tadında zıvanadan çıkma efektleri değildir,
“RSS Feed bile ekledim, artık sitem web 2.0″ demek değildir,
“Böyle açılır, efenime söyleyim böyle de kapanır” menü yapısı değildir,
Moveabletype bloglarına bilmem kaç on-yüz-bin dolorlar bayılmak değildir,
Google değildir, but gmail.com, msn.com değildir, but live.com…
Yansıma efektli görseller değildir,
Herhangi bir işletim sisteminin görsellerinden oluşma birşey değildir,
Her önüne gelene bir yerlere içerik girdirtmek değildir, bu olsa olsa bedava işgücüdür,
Peki nedir bu web 2.0?
Web 2.0 kısa ve özet olarak usability(kullanışlılık) ve Information Architecture(Bilgi Mimarisi)’ni merkeze koyup, yazılım, uygulama ve görselliğin bu ikili çevresinde organize edilmesidir,
Son bir nedir-değildir daha, iyi düzenlenmemiş, kullanışlı olmayan bir siteye çok büyük paralar harcayıp, en cafcaflı görselleri koysanız bile kullanışsız ve/veya doğru bir bilgi mimarisi üzerine oturtulmamışsa siteniz web 1.0 bile değildir, tam da bu noktadan sonra 2 rakamını hiç bir matematiksel ifade içerisinde dahi kullanmayın…
Youtube’da gezinirken şöyle birşey gördüm ki zaten düşündüğüm bir şeydi. Bu haliyle web 2.0 sadece yeni teknolojik gelişmelerden ibaret değil, aynı zamanda yeni bir ekonomi ve yeni bir entellektüel(daha çok web’i yapanları kastederek) pop akımıdır. 60′lı yıllardan sonraki süreçte altın çağını yaşayan pop kültürü, 90′ların başında ölmüş gibi yapsa da bu sefer başka bir yerden, teknoloji kılıklı(ve arkasında neler olduğunu kestiremediğimiz postmodern bir canavar) olarak tekrar karşımıza çıkıyor.
Web 1.0′da içerik güncellemek çok büyük paralara malolmuş olmalı ki uzamanlarımız Web 2.0′ı bir PR harikasına dönüştürebildi. Web 2.0′ı tehlikeli kılan şeylerden biri iş gücü potansiyelini “sosyalleşme”, “komunite” gibi isimler altında kullanması, diğeri de web 1.0′daki gibi ham ve yalıtılmış bilgi kümelerinden değil, ilişkilendirilmiş (relative) bilgi kümelerinden oluşmasıdır. Yani sadece bir yerde bir iş yapmış olmuyorsunuz, yazdığınız bir yazı, yüklediğiniz bir fotoğraf ya da video ile internetteki tüm içeriğin popularite(dolayısıyla pop) frekansını da belirlemiş oluyor. Ortaya çıkan içerik uyuşukluk hallerinde bile çok büyük bir kitleyi ikna edebilecek düzeydedir, çünkü “en ortalama”dır, herkesin ortalamasıdır (bu haliyle web ve internet, TV’den bile daha cazip bir hale de geldi), nasıl olsa “farklı olmak” trendi tükenmişti, ve “farklı olmak”tan farklı birşey yapmak gerekiyordu. Postmodernizmin önerdiklerini reklamcı abilerin bu şekilde algılamış olması biraz da tuhaf tabi. Bir-iki ay önce de sosyomat.com’dan yaklaşık 100 kişilik bir ekibin kovulması(!) ve hemen ardından hiç bir zaman kapatılmayacağı iddia edilen üyelik sisteminin kapatılması henüz buna bile (web 2.0′ın eksilerine rağmen) hazır olmadığımızın göstergesi gibidir, zira mesele sosyomattan kovulmak değil, yalıtılmış ortam internetin, sermaye ve mühendis-demokrasisinin bile çok sesliliğe tahammül edememesi sorunudur (ya da bilinçaltı-sal- resmi ideolojinin erk olma hali burda da geçerlidir).
Web 2.0′ın ilk kurbanını, Çin’de 24 yaşındaki bir gencin blogları takip edebilmek için dört gün uykusuz kalarak ve kötü beslenme sonucunda hayatını kaybettiğini de tekrar hatırlamak gerekiyor. Bu ve buna benzer haberler gittikçe sıklaşıyor, hastaneler “internet hastaları”na özel klinikler açıyor, dikkat edilirse bunlar hep web 2.0′la gelen şeyler.
Özetle web 2.0 gerçekten çok tehlikeli olabilecek boyutlarda ama çok da kötü bakmamak gerekiyor, bu bir teknolojik ve sosyal evrimdir, süreci takip etmek, en iyi haliyle neyin içinde olduğumuzu, başımıza ne geldiğini bilerek süreci takip etmek yapılabilecek en iyi şeylerden biri gibi görünüyor.