September 5, 2008 0:24
Uzun zamandır bahsetmek istediğim bir konuydu bu, daha yeni toparlayıp yazma fırsatı bulabiliyorum.
Bu makale boyunca “güvenlik”ten kasıt virüs, trojan v.b. yazılımsal haşerelerden korunmak değil, kişisel bilgilerinizin korunabilmesidir. Virüs ve haşerelerle mücadele başka bir makale konusudur.
Özellikle Türkiye’de kurum ve kuruluşlara güvenin çok düşük düzeylerde olduğunu biliyorum, bir çok istatistik ve araştırma kurumu da bunu destekliyor, ha siz çok güveniyorsanız bu kurumlara, güvenmeye devam edin tabii ki, ama her zaman eşeği sağlam kazığa bağlamakta fayda var. (Eğer Çatlı ya da Yeşil değilseniz bu yazıyı okumaya devam edebilirsiniz, Çatlı ve Yeşil siz çıkın çucuum, sınıfın huzurunu bozyonuz, siz zaten “güvenli”siniz)

Araştırma detayları: http://www.fedu.metu.edu.tr/site/dosyalar/raporlar/ef_ogrenci_profili_arastirma.pdf
Halkın Kurumlara Güveni Azalıyor
Kurumlara Güven Azalıyor
Kurumlara Güven Azalıyor (2)
Read more…
August 5, 2007 10:55
Bilhasa ecnebi uygarlıklardan devşirme her teknolojik gelişme gibi web 2.0′ın da caaanım memleketmisde yanlış anlaşıldığını düşünmeye başladım, başlattılar yani…
Madde madde bir üzerinden geçeyim,
Ne değildir?
- Yarı şeffaf, jelibon (daha entelektüel durması için cam deniyor, aman haa) görüntülü butonlar değildir, Mac butonları değildir, kafam kadar iki butondan oluşan sayfalar hiç değildir,
- Bütün sayfanın, bir yaprağın kılcal damar, hücre ve bilimum mikro-mahrem yerlerini alanen gösterebilecek kadar yüksek rezulasyonlu fotoğraflarından oluşması değildir,
- Sırf insanlar kaynaşsın, kendini dahil hissetsin diye her sayfanın altına “yorum ekleme” formu yerleştirmek değildir,
- Minimal olsun sade olsun diye işe yarayan bütün içerik ve cross-linklerin canına okumak değildir,
- Patlıcan değildir,
- Her sayfaya “loading” ibaresi, akabinde buna itafen hazırlanmış animated-gif dosyaları koymak değildir,
- “Sen bana link ver, ben de sana, sonra teknokrati’den frekanslarımıza bakalım” tadında zıvanadan çıkma efektleri değildir,
- “RSS Feed bile ekledim, artık sitem web 2.0″ demek değildir,
- “Böyle açılır, efenime söyleyim böyle de kapanır” menü yapısı değildir,
- Moveabletype bloglarına bilmem kaç on-yüz-bin dolorlar bayılmak değildir,
- Google değildir, but gmail.com, msn.com değildir, but live.com…
- Yansıma efektli görseller değildir,
- Herhangi bir işletim sisteminin görsellerinden oluşma birşey değildir,
- Her önüne gelene bir yerlere içerik girdirtmek değildir, bu olsa olsa bedava işgücüdür,
Peki nedir bu web 2.0?
Web 2.0 kısa ve özet olarak usability(kullanışlılık) ve Information Architecture(Bilgi Mimarisi)’ni merkeze koyup, yazılım, uygulama ve görselliğin bu ikili çevresinde organize edilmesidir,
Son bir nedir-değildir daha, iyi düzenlenmemiş, kullanışlı olmayan bir siteye çok büyük paralar harcayıp, en cafcaflı görselleri koysanız bile kullanışsız ve/veya doğru bir bilgi mimarisi üzerine oturtulmamışsa siteniz web 1.0 bile değildir, tam da bu noktadan sonra 2 rakamını hiç bir matematiksel ifade içerisinde dahi kullanmayın…
Aşağıdaki linklerden web 2.0 tanım ve açıklamalarına ulaşabilirsiniz:
http://www.oreillynet.com/pub/a/oreilly/tim/news/2005/09/30/what-is-web-20.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Web_2
http://www.paulgraham.com/web20.html
http://www.web2summit.com
May 20, 2007 22:43
Bi’ elin ayağın rahat dursun, iki dakika boş kal, bir alanda da adın geçmesin, geçiyorsa da hakkını ver be micropsoft… neyse sadece söyleniyorum.Süreç aynen böyle gelişti, evet aynen böyle…
- … (uzayarak gelir)
- Apple, kendi üretimi Mac’ler için Safari tarayıcısını duyurdu,
- Mozilla Firefox ezici bir hızla yükselmeye başladı ve bir çok kuruluş tarafından 2006′nın en iyi yazılımı seçildi,
- Apple, kendi üretimi Mac’ler için Motorola desteğini durdurup işlemci desteği için Intel ile anlaştı.
- Apple IPod video’yu duyurdu ve yılın en çok satan ürünü oldu,
- İki dev grafik yazılımı şirketi Adobe ve Macromedia Adobe çatısı altında birleşti
- MS IPod rakibi Zune’u duyurdu, kısa sürede beş para etmediği anlaşıldı.
- Aynı gün MS IE 7.0 ve Mozilla Firefox 2.0 duyuruldu, IE 7 Firefox’un hızlı yükselişini engelleyemedi.
- Adobe Actionscript 3.0, Adobe Flash Player 9 ve Adobe Flex (with Actionscript 3.0 support) duyurdu.
- MS Vista’yı duyurdu, bir ay içinde hiç beklemdiği sonuçlarla karşılaştı, (Vista Japonya’da bir ay içinde 42 tane sattı)
- Adobe CS3 serisini duyurdu, Adobe Flex’i opensource konumuna getirip Mozilla’ya devretti. Burada bir tehlike sezen MS, Silverlight diye bişey çıkardı, adından da anlaşılacağı üzere gümüş renkli ışık Flash gibi birşeydir, üvey evlat gibi bunun da ortada kalacağı ve Adobe Flash ile rekabet edemeyeceği apaçık ortadadır.
- … (uzayarak gider)
Microsoft tarihinde ilk defa bu kadar güçlü rakiplerle karşılaşıyor desek yalan atmış olmayız, Apple, Adobe ve Google. Adobe’nin ürünlerini Mac ve Windows dışında bir de Linux için çıkardığını düşünsenize, eminim ki MS’un en büyük kabusu budur. Hele hepsinden daha çetin ve adressiz bir rakip var ki MS’un canına okumaktadır: Açık Kaynak
MS iyisi mi Windows ve Office’den başka birşeyle uğraşmasın ki bu ürünler harbiden iyi olsun, hatta daha da iyisi Microsoft boş durmasın bize çay yapsın…
http://silverlight.net
http://www.microsoft.com/silverlight/
http://blog.outer-court.com/archive/2007-05-06-n36.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Microsoft_Silverlight
April 27, 2007 1:07
İki-üç ay önce bir arkadaşımın gönderdiği linkten, korsan yayıncılık üzerine şu ana kadar okuduğum en mantıklı çözümler dizisini okumuş oldum. Okurken sadece yayıncılık olarak düşünmedim tabi ki. Korsan yazılım, müzik ve film için de birbirinden güzel öneriler içeren bu yazıyı herkes okumalı ;)
Getirilen önerileri internet ve yazılım dünyasında da çok bilinen Open Source / GPL, MIT, Creative Commons lisanslarıyla bağdaştırmadan da edemedim. Yayıncılık dünyasına da bu lisansların uygulanabileceği pek aklıma gelmemişti doğrusu.
Bunu da bir eser olarak değerlendirdiğimden yazının tamamını burda vermeyi çok uygun bulmuyorum, kısa bir özetten sonra Cem Akaş’ın yazısına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Korsan yayına güzelleme
Entelektüel ürünü ‘mülk’ saymak hem üretimi hem ürünün etkisini azaltır. Geçerli yayın hakkı sistemi, ’sütünü sağarak’ yaratıcılığı sekteye uğratır. ‘Fikir ve sanat eserleri’ serbestleştirilmeli!
Devamı için:
Korsan Yayına Güzelleme (Cem Akaş web itesi)
Korsan Yayına Güzelleme (Radikal)
April 22, 2007 22:43
İtiraf etmeliyimki, 6.10 versiyonunda bir nebze hayal kırıklığına uğramıştım, hala wireless bağlantı kullanamıyordum, nasıl yapılacağına dair bir ton döküman mevcuttu ama daha önceki girişimlerimden de sezinlenerek nasıl olsa yine bir aksilik çıkacak-olmayacak diye hiç girişmedim…
7.04 versiyonunda benim için en önemli özelliklerden biri wireless driver ve software kurulumunu kendi yapması, sadece bu da değil tabi ki, bir sürü yeni özellikle geliyor bu sürüm.
Üç-beş günlük izlenimlerim sonucunda rahatlıkla söyleyebilirim ki 7.04, 4.04 sürümünden beri karşılaştığım en iyi, belki de son ubuntu sürümü (bu arada bir talip çıkarsa diye söylüyorum, Google’ın satın alacağına dair dedikodular ortalıkta dolanıyor), herkese tavsiye olunur.
Ayrıntılı inceleme için aşağıdaki linkleri ziyaret edebilirsiniz
http://lunapark6.com/ubuntu-704-feisty-fawn.html
http://www.ubuntugeek.com/ubuntu-704-feisty-fawn-beta-preview.html
http://news.softpedia.com/news/What-Should-You-Expect-from-Ubuntu-7-04-50206.shtml
www.ubuntu.com
March 18, 2007 4:47
Youtube’da gezinirken şöyle birşey gördüm ki zaten düşündüğüm bir şeydi. Bu haliyle web 2.0 sadece yeni teknolojik gelişmelerden ibaret değil, aynı zamanda yeni bir ekonomi ve yeni bir entellektüel(daha çok web’i yapanları kastederek) pop akımıdır. 60′lı yıllardan sonraki süreçte altın çağını yaşayan pop kültürü, 90′ların başında ölmüş gibi yapsa da bu sefer başka bir yerden, teknoloji kılıklı(ve arkasında neler olduğunu kestiremediğimiz postmodern bir canavar) olarak tekrar karşımıza çıkıyor.
Web 1.0′da içerik güncellemek çok büyük paralara malolmuş olmalı ki uzamanlarımız Web 2.0′ı bir PR harikasına dönüştürebildi. Web 2.0′ı tehlikeli kılan şeylerden biri iş gücü potansiyelini “sosyalleşme”, “komunite” gibi isimler altında kullanması, diğeri de web 1.0′daki gibi ham ve yalıtılmış bilgi kümelerinden değil, ilişkilendirilmiş (relative) bilgi kümelerinden oluşmasıdır. Yani sadece bir yerde bir iş yapmış olmuyorsunuz, yazdığınız bir yazı, yüklediğiniz bir fotoğraf ya da video ile internetteki tüm içeriğin popularite(dolayısıyla pop) frekansını da belirlemiş oluyor. Ortaya çıkan içerik uyuşukluk hallerinde bile çok büyük bir kitleyi ikna edebilecek düzeydedir, çünkü “en ortalama”dır, herkesin ortalamasıdır (bu haliyle web ve internet, TV’den bile daha cazip bir hale de geldi), nasıl olsa “farklı olmak” trendi tükenmişti, ve “farklı olmak”tan farklı birşey yapmak gerekiyordu. Postmodernizmin önerdiklerini reklamcı abilerin bu şekilde algılamış olması biraz da tuhaf tabi. Bir-iki ay önce de sosyomat.com’dan yaklaşık 100 kişilik bir ekibin kovulması(!) ve hemen ardından hiç bir zaman kapatılmayacağı iddia edilen üyelik sisteminin kapatılması henüz buna bile (web 2.0′ın eksilerine rağmen) hazır olmadığımızın göstergesi gibidir, zira mesele sosyomattan kovulmak değil, yalıtılmış ortam internetin, sermaye ve mühendis-demokrasisinin bile çok sesliliğe tahammül edememesi sorunudur (ya da bilinçaltı-sal- resmi ideolojinin erk olma hali burda da geçerlidir).
Web 2.0′ın ilk kurbanını, Çin’de 24 yaşındaki bir gencin blogları takip edebilmek için dört gün uykusuz kalarak ve kötü beslenme sonucunda hayatını kaybettiğini de tekrar hatırlamak gerekiyor. Bu ve buna benzer haberler gittikçe sıklaşıyor, hastaneler “internet hastaları”na özel klinikler açıyor, dikkat edilirse bunlar hep web 2.0′la gelen şeyler.
Özetle web 2.0 gerçekten çok tehlikeli olabilecek boyutlarda ama çok da kötü bakmamak gerekiyor, bu bir teknolojik ve sosyal evrimdir, süreci takip etmek, en iyi haliyle neyin içinde olduğumuzu, başımıza ne geldiğini bilerek süreci takip etmek yapılabilecek en iyi şeylerden biri gibi görünüyor.
Su akar yatağını bulur, beklentiler web 3.0′a…