neoprolog

I like design to be semantically correct, syntactically consistent, and pragmatically understandable.

I like it to be visually powerful, intellectually elegant and above all timeless.

Massimo Vignelli

Web 2.0… The Machine is Us/ing Us

Youtube’da gezinirken bu videoyu gördüm ki zaten bir dönemdir düşündüğüm-şekillendiremediğim bir şeydi. Bu haliyle web 2.0 sadece yeni teknolojik gelişmelerden ibaret değil, aynı zamanda yeni bir ekonomi ve yeni bir entelektüel(daha çok web’i yapanları kastederek) pop akımıdır. 60'lı yıllardan sonraki süreçte altın çağını yaşayan pop kültürü, 90'ların başında ölmüş gibi yapsa da bu sefer başka bir yerden, teknoloji kılıklı(ve arkasında neler olduğunu kestiremediğimiz postmodern bir canavar) olarak tekrar karşımıza çıkıyor.

Web 1.0'da içerik güncellemek çok büyük paralara malolmuş olmalı ki uzamanlarımız Web 2.0'ı bir PR harikasına dönüştürebildi. Web 2.0'ı tehlikeli kılan şeylerden biri iş gücü potansiyelini “sosyalleşme”, “komunite” gibi isimler altında kullanması, diğeri de web 1.0'daki gibi ham ve yalıtılmış bilgi kümelerinden değil, ilişkilendirilmiş (relative) bilgi kümelerinden oluşmasıdır. Yani sadece bir yerde bir iş yapmış olmuyorsunuz, yazdığınız bir yazı, yüklediğiniz bir fotoğraf ya da video ile internetteki tüm içeriğin popularite(dolayısıyla pop) frekansını da belirlemiş oluyor. Ortaya çıkan içerik uyuşukluk hallerinde bile çok büyük bir kitleyi ikna edebilecek düzeydedir, çünkü “en ortalama”dır, herkesin ortalamasıdır (bu haliyle web ve internet, TV’den bile daha cazip bir hale de geldi), nasıl olsa “farklı olmak” trendi tükenmişti, ve “farklı olmak”tan farklı birşey yapmak gerekiyordu. Postmodernizmin önerdiklerini reklamcı abilerin bu şekilde algılamış olması biraz da tuhaf tabi. Bir-iki ay önce de sosyomat.com’dan yaklaşık 100 kişilik bir ekibin kovulması(!) ve hemen ardından hiç bir zaman kapatılmayacağı iddia edilen üyelik sisteminin kapatılması henüz buna bile (web 2.0'ın eksilerine rağmen) hazır olmadığımızın göstergesi gibidir, zira mesele sosyomattan kovulmak değil, yalıtılmış ortam internetin, sermaye ve mühendis-demokrasisinin bile çok sesliliğe tahammül edememesi sorunudur (ya da bilinçaltı-sal- resmi ideolojinin erk olma hali burda da geçerlidir).

Web 2.0'ın ilk kurbanını, Çin’de 24 yaşındaki bir gencin blogları takip edebilmek için dört gün uykusuz kalarak ve kötü beslenme sonucunda hayatını kaybettiğini de tekrar hatırlamak gerekiyor. Bu ve buna benzer haberler gittikçe sıklaşıyor, hastaneler “internet hastaları”na özel klinikler açıyor, dikkat edilirse bunlar hep web 2.0'la gelen şeyler.

Özetle web 2.0 gerçekten çok tehlikeli olabilecek boyutlarda ama çok da kötü bakmamak gerekiyor, bu bir teknolojik ve sosyal evrimdir, süreci takip etmek, en iyi haliyle neyin içinde olduğumuzu, başımıza ne geldiğini bilerek süreci takip etmek yapılabilecek en iyi şeylerden biri gibi görünüyor.

Su akar yatağını bulur, beklentiler web 3.0'a...

Yorumlar

ndemek 19 Mart, 2007 13:03 Permalink

Bu filmin sonundaki saptamaya katılıyorum şahsen, içinde buılunduğumuz toplumsal ortamın bir dolu kavramının sorgulanması (zaten) gerek, neremiz düzgün ki neyimizi savunacağız (insan bir son değil başlangıçtır, demiş niçe), bunun herkesçe yapılabilir olması halinde teknoloji insanın kendine yakışanı giymesi olacaktır, dikey değil de yatay bir genleşme aksında ne ise o güzel? olur, ama teknolojinin eşit olmayan bir biçimde dağılımı sürdükçe, teknolojik gelişmenin gidişatı kar dürtüsü tarafından belirlendikçe Web 3.0 daha beter (neye göre?) bir şey olur gibime geliyor, nasıl birşey: beta sürümünde üçüncü boyuta taşan, david fincher’in the game’indekine ya da cronenberg’in eXistenZ’ine benzer bir toplumsal ortam, gözümüze monte edilmiş kameralar, çelik akciğer, organik bellek; alfa sürümünde ursula le guin’in hayaller şehri, alex proyas’ın dark city’si, what is the matrix, bu son halde ekonomi-politiğe dair bildiğimiz herşeyin silbaştan tanımlanması gerekebilecektir (tanımlayabilecek biri kalırsa eğer), belki nörolojik psikiyatri en büyük ilim haline gelecektir, sil marx’ı, sil fransız aydınlanmasını, sil ortaçağı, sil hıristiyanlığı, sil romayı, sil, yunan pantheonunu, sil çini, sil mezopotamyayı, sil taş devrini, ve böyle böyle tarihsel akış taa atlantise kadar tek tek ve yeniden yaşanarak silinecektir (kayıtlı tarih, ve bunun sezgisel izdüşümü ekseninde, tabii ki) ve bunu farklı evrenlere ve farklı dünyalara yayılması da kaçınılmaz hale gelecektir, evrendeki ne kadar enerji varsa orijinal bir tanrı arayışındaki insan? tarafından soğurulacak, ve sonsuz kırslı ve dişli insan? aradığını bulacaktır, sonunda, kendisinden başka hiçbirşeyin yaşamadığı bir boşlukta, karşısında ayna, ve gördüğü şeyin aslında bir gökkuşağı (saysam size asla yetmez) kadar güzel olabilmiş olabileceğini o an idrak edecektir, ve hal böyleyken kendinden bir çıkış arayan insan?ın içinde kocaman bir A yükselecek, sonra binlerce a’ya patlayacaktır, dalacaktır aynaya insan?, ve ayna korkunç bir sesle sonsuz parçaya patlarken, insan?ın aynada son gördüğü şey kemiklerinin etrafında dans eden kendisidir, güzel olan ne varsa öldürmüş, artık, aynalar ise bilmeden olmayı sürdürecektir, taa ki

ndemek 24 Eylül, 2007 12:58 Permalink

Yapan abi Wired dergisinin 2007 rave video odulunu almis, burada…

http://www.wired.com/culture/lifestyle/multimedia/2007/04/ss_raves?slide=14

Yorumunuzu ekleyin

HTML kullanımı izinli değil. Sadece Markdown kullanabilirsiniz ya da formatsız bırakabilirsiniz.